BİRİNCİ (1.) YIL ANISINA
BİR OLAMAYAN BİRLER
Sevgili spiritüeller sizlere bir hikayem var dinleyiverin gariiii……
Hikaye Anadolu da geçiyor. Hikayenin kahramanları ise modern üfürükçü enerjiciler. Yüce Yaradan’ın onlara bahşettiği bu hayatta, tekamül ederlerken kendilerine verilen görev üzerine öğrenci yetiştiriyorlar. Tıpkı bir çok öğretmen gibi. Sonra da sürüye çoban olur gibi başlarına geçiyorlar. Koyunlar güdüp, onlar büyüyüp serpildikçe de, kendilerini daha bir çoban, daha bir zengin hissediyorlar. Önce sisteme karşı gelmeyi öğrettikleri bu koyunlara, sonra kurallar koyarak sürüleştiriyorlar. Karşı gelenleri ise kasaba acımadan satıyorlar. Sevgi dolular. Hiçbir menfaatleri yok bu işten. Amaçları yeni ışıklar yakmak. Hoca mürit ilişkilerini güçlendirip, sürüye koyun alıp satıyorlar. “Ya bizim sürüdensin ya da başkasının sürüsünden. Poponuza kına sürdük”. Ellerinde bir kızılcık sopası Ortası yok bunun. Bu camiayı ben yarattım edaları….
…………………..
Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde , 2007 yılı haziran ayında modern üfürükçü bir gence “Sana bazı bilgiler vereceğiz, sende bu bilgiyi, insanlara öğretir misin” diye sormuş Işık Sesli Bilgeler. “Neden?” diye sormuş genç. Demişler ki “Bu insanlık için gerekli bir bilgidir. Sen önce bunları kendinde kullan. Deneyince göreceksin faydalarını. İkna olursan söylediklerimize, bize yardım eder misin?”. “Tamam” demiş genç “Eğer doğru söylüyorsanız yolumuz Bir’dir…”
Verilen bilgiyi uygulamış genç kendine usanmadan. Arkadaşlarına anlatmış olan biteni. Yolu Bir olduğunu düşündükleri ile paylaşmış. Onlarla, sözü geçen bilgiyi çalışmış, onlara öğretmiş ve uygulamış. Zaman akmış bilgi genişlemiş ve büyümüş. Öğreti olmuş, serpilmiş. Öğretinin detayını sormuş genç bir gece Işık Sesli Bilgelere, nedir bunun adı, ne işe yarar?”.
“Kurtuluş Yolu” demişler öğretinin adına Işık Sesli Bilgeler. “Her geçen gün stresi artan hayatınızı bir nebze olsun düzene sokacak, sizin maneviyatınızı güçlendirecek. Daha sağlıklı olmanıza yardım edecek. Spiritüel yeteneklerinizi geliştirecek, huzur ve sükunetinizi artıracak. Karmanızı temizleyerek, astral deyimler ile maneviyatı farklı bir boyuttan keşfetmenize yardım edecek”.
Şaşmış bizim genç. Sormuş : “Nasıl olacak ki bu iş?”
“Yaşa ve gör” demişler bilgeler. “En kolay böyle ikna olursun. Fazla söze gerek yok. Arkandayız sana yardım ediyoruz. Her daim bizden destek alacaksın”.
Pek sevinmiş bizim genç, yaşama amacını bulduğunu zannetmiş. Düşmüş yollara. Bir başına ne yapsın? Yardım istemiş herkesten. Eşten, dosttan, aydınlıktaki spiritüeller den.
Tabi ki duyulmuş bir gün Anadolu’da Kurtuluş Yolu. İnternet kuşları yayılmış dört bir yana. Olanlarda ondan sonra olmuş ya zaten.
İnsan olduklarını hatırlamış birden, yarı çoban sevgi kelebekleri. Çobanlıkları akıllarına gelmiş. Sürüyü de katmışlar peşlerine. Kolay mı? Kaval çalmak zor, yoruluyorlar. Her şeyin bir bedeli olacak bu hayatta. Hani getirisi nerde bunun?
İlk önce Şelale hanım çıkmış ortaya. “Öğret demiş sen bana bunu satayım ben kuzucuklarıma”.
“Yok olmaz daha çok yeni, önce tamamen gelsin bilgi, herkes öğrenecek” demiş genç. Şelale hanım hoşlanmamış bu durumdan. Sormuş gence eda takınıp:”Sana geliyor da bilgi, bize niye gelmiyor?” diye şaka yapmış. Ne desin genç? “bilmem” demiş, ama düşünmüş de bir yandan. “Bir çoban niye sorar bunu? Bilgi alamıyor diye mi üzülüyor acaba? Yerdim mi ben bilmeden çoban Şelaleyi?”
Sonra namı değer Angaralı Bayan Ego, Zulüm Hanım çıkmış sahneye. Haber alınca internet kuşlarından kabarmış hemen. Dedem Zulüm Hanım, kuzucuklarına fetva vermiş ağa çoban olarak.
“Bu camiayı ben yarattım! Tüm Anadolu da böyle biline, onlar önce kendilerini kurtarsınlar“ demiş bilgece. Boynuz kulağı geçince, Zulüm hanım kuzuyu kasaba satmaya kalkmış. Ama ne çare, kuzu kocaman bir Bilge Koç olmuş artık.
Kafayı eğmemiş Bilge Koç, Zulüm Hanım önünde. Doğru bildiğini yapmış. Yapmış ama saygısızlık da etmemiş Zulüm Hanım’a.
Bizim genç bir gün düşmüş Angara yollarına, Anadolu’nun bağrına. Namı değer tilki Umut Kolpa Bey ile görüşmüş. Sinsice yaklaşmış Umut Kolpa ona. İşlemeye kalkmış bizim gencin aklını. Konuşmuşlar aralarında, öğrenmiş her detayı Umut Kolpa. Genç anlatmış ona şöyle, böyle oldu diye. Bizim genç yardım istemeye gitmiş aslında ama, sonra anlamış ki Tilki Umut’un derdi başka. Bilge Koç’ a diş biliyor Kolpa. Açık aramış Kolpa Kurtuluş Yolunda, asalak yaşamını devam ettirebilmek için. Dedikodu lazım ya ona. Bulmuşta sonunda işe yarar bir şeyler. Başlamış yaymaya internet kuşlarıyla, karanlık angara gecelerinde. Demiş ki “Kurtuluş Yolu Enerjisi parazitli. Ecinlilerr gelir haaaa….”
Duyunca üzülmüş bizim genç. Parazitler enerjide değilmiş ki, kanala girmeye çalışmışlar. Enerjide parazit mi olurmuş. Enerji safmış. Kanal bilgisine zarar vermek için, birkaç kez araya girmeye çalışan karanlık güçlerin askerleriymiş o parazitler. Kara kara parazitler. İstemiyorlarmış aydınlık bilgi aksın dünyaya. Neyse ki Işık Sesli Bilgelerin de yardımıyla kovalamış genç karanlığın askerlerini. Ama Kolpa aç kalmamak için durumu başka anlatmış etrafa. Karnını da misler gibi doyurmuş, kargalar şarkı söylerken ona. Besleyenlere de geçmiş ola…
Hemen ardından genç bu sefer Newbahar’dan yardım istemiş. Newbahar, Bilge Koçun kuzusuymuş eskiden. Ama resti çekmiş bir gün Bilge Koça. Bırakmak istememiş çoban koltuğunu. “Çobanım ben! Dinlemem kimseyi, sürüm var benim” demiş. Severmiş Zulüm gibi kuzulara kaval çalmayı. Severmiş iktidarı… Bilge Koçun yüzüne gülerken de, arkasından beter olsun diye kötü konuşurmuş. Bir sürü yüzü varmış Newbahar’ın. Bir gün sıkışınca Zulüm hanıma; “Birde sen öğretiver “demiş. “Bilge Koç bana böle yaptı, bir de eksik öğretti” diye birde üstüne şikayet etmiş.. Zulüm’ün ego kalesi düşüvermiş yalakalığa. Egosu beslenirmiş yalakalıktan. Dayanamamış almış himayesine Newbaharı başlamışlar beraber üfürmeye.
Genç ne bilsin, saflıkla rica etmiş, yardım dilemiş Newbahar’dan . Anlatmış Kurtuluş Yolunu ve sormuş Newbahar’a “Kurtuluş Yoluna yardım eder mi ki Zulüm? Çorbaya tuz atar mı? Zulümden yardım isteyelim, o duayendir, sözü geçer. Bana yardım eder misin, aracı olur musun?”demiş.
Zulüm’e danışan Newbahar köşe bucak kaçmaya başlamış gençten. Newbahar’ın Yeni çobanı Zulüm geçirememiş ego süzgecinden bu durumu. Görülmüş mü hiç öyle şey? Sonunda telefon kuşuyla haber almış genç Newbahar’dan.
“Kötü tesirleri olabilir” diye salık verilmiş. Üzülmüş gene genç, ama aldırış etmemiş. Biliyormuş artık bilginin özünü. Eminmiş kendisinden. Nereden bilsin çobanların kelebeklerin kurt olduğunu? Yine yanlış kapı çalmış. Ne de olsa genç. Tecrübesiz.
Yılmamış genç. Bakmış böyle olmuyor, toplamış bohçayı, giymiş çarıkları inmiş Avrupa yakasına. Anlatmış derdini ahaliye. Gerekli demiş bu enerji. Şu işe, bu işe yarar. Kabul görmüş sonunda. Başlamış Avrupa da öğretmeye. Sonra da Anadoluda.
Para kazanmakla suçlanmış bu sefer de. Çamur atanlar biter mi? Oradan olmadı buradan. Halbuki o hep kazandığını dağıtmış. Birde üstüne para harcamış. Onlar nereden bilecek? Konuşuyorlar işte…
Aradan ay geçmiş. Birkaç dedikodu duymuş, aynı gün içinde. Farklı telefon kuşları ötmüş birden bire, yaralanmış kalbi gencin. Üzülmüş çok.
Newbahar’ın kuzuları İzmir’de, hep birlikte otlarken bostan(lı)da çimenlerde, dedikodu toplantısı yapıyorlarmış aralarında. Diyorlarmış ki;
“Şeytan ayetleri bu Kurtuluş Yolu. Ecinliler gelir haaaa…. ”.
Genç sormuş kendine “ben ayet mi anlattım ki?”. Daha o günlerde bilmezmiş hiç ayet sure farkını. Aynı şey zannedermiş ikisini.
Eminde olamamış genç kendisinden. Kafası karışmış birdenbire. 3 hafta kendini yemiş bitirmiş. Yataklara düşmüş. Sonunda bir gece seslenmiş Işık Sesli Bilgelere. Başlamışlar konuşmaya : “şeytan ayetleri diyorlar Kurtuluş Yoluna, yoksa siz bizi kandırıyor musunuz?” diye sormuş.
Sitem etmiş genç. “Yoruldum, yıprandım, ben ne yaptım ki onlara? Neden aşağılıyorlar? Neden yardım etmiyorsunuz?” demiş. Ve ertesi sabah saat 6’dan sonra gün ağarmaya başlayınca, “Araf 36” diye fısıldanmış kulağına defalarca. Bu nedir diye düşünürken uyuyup uyanıp, “Araf 36” yarı uykulu aklında. Bilge koç gelmiş hemen hatırına. Koşmuş Bilge Koç’a sormuş; “Nedir demiş bu benim duyduğum? Bir anlamı var mı “Araf 36”nın? Biliyor musun, duydun mu hiç sen? ”
“Araf, Kuran da bir Sure’dir “ demiş, Bilge Koç gence. “Araf Suresinde 36. Ayeti oku” . O anda öğrenmiş genç sure ile ayetin farkını. Açmış bakmış, bir de ne görsün. Gözlerine inanamamış. Önce korkmuş. Tüyleri diken diken olmuş. Sonrasın da, gencin gözleri parlamış, gönlüne sevgi, aşk dolmuş. Çok mutlu olmuş. Hiç olamadığı kadar.
Genç, Bilge Koç’a dönerek “Hiç okumadım ki ben Kuran. Nereden bilirim Araf 36’yı”. “İlahi kuşlar mesaj gönderdi” demiş Bilge Koç. Koşmuş, sevinçle Kuran almış kendine genç. Okumamış daha önce hiç Kuran, evde eksikliğini hissetmiş o an. Yüce Yaradan’a olan inancı artmış. Anlamış ki Işık Sesli Bilgeler Yüce Yaradan’a yakınlar, inançları var. İçini sonsuz bir huzur kaplamış birden. Newbahar ve kuzuları uçmuş gitmiş aklından. Umursamamış artık gerisini, boş vermiş onları.
O gün anlamış ki genç yalnız değil bir başına bu yolda. Işık sesli bilgeler tutmuşlar gence verdikleri sözü. Destek olmuşlar ona. Arka çıkmışlar. Demişler ki gence, “ Yolun çok uzun. Ayağına çelme takanlar olacak. Bu yolda sana Aydınlıktan yardım gelecektir. Sözümüz söz. Merak etme. Yeter ki yürümeye devam et. Bakma sen ona buna. İlahi Adalet gereğini yapar.”
“Hayat ta yaptığın hatalar hep yoluna Işık tutsun. Onları da sev. Ve Asla yılma.”
Tabi ki çelme takanlar bitmemiş, biter mi hiç?
Aslı olmayan bir kadın ortaya çıkmış demiş ki:”Nereden geldiği belli değil bu Kurtuluş Yolunun”. Bayan Fıstık da katılmış koro ya. “Geldiği yer belli değil kardeşim. Enerji de parazitli zaten”.Bayan Fıstık ve Aslı olmayan kadın gizliden kılmış gence. Dost görünürmüş ama sırlarını verirlermiş gencin etrafa.
Bayan Fıstık dedikodu otlarını almış, Kolpa’nın kileri de eklemiş, yedirmiş başka kuzulara. Kuzular da açlar yazık, yemişler afiyetle, doyurmuşlar karınlarını dedi kodu otlarıyla. Şelale hanım çok mutlu olmuş bu duruma. Kuzuymuş o da, kelebekmiş eskiden, kurt olmuş oda zamanla. Kenardan çok gülmüş bu olanlara. İşine gelmiş, biliyormuş dünya menfaat dünyası, reiki falan boş işler bunlar.
Genç tarif etmeye çalışmış bilginin kaynağını ama ne çare:
“Bak bacım Sirius u geç düz devam et, Plaiedes den bi daha sor. Alfa Altın Galaksiyi soracaksın! Şehrin tam merkezinde…”
Genç bu olanlardan sonra gene hasta düşmüş. Söyleyemedi bu güne kadar, tıkandı boğazı hep. Aman biri bir şey demesin. Öğreti zarar görmesin. Desinler be kardeşim. Ne çıkar? Bundan daha çok ne olabilir ki?
Artık bir karar verdi genç, söyleyecek… Ama sadece olanı…
Kurtlar, Çobanlar, Tilkiler. Ben yinede sizleri seviyorum. Kuzuları kelebekleri zaten seviyorum.
Boşuna uğraşmayın ben yinede Kuzu olmayı seçiyorum. Bir gün bende Bilge Koç olurum ümidiyle.
Rahmetli Sakıp Ağa’nın da dediği gibi :”Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın”….
SON
………………..
Kıssa dan Hisse şu ki insanoğlu maalesef ki kıskanç ve bencil. Değerlerimize sahip çıkmayı bilmiyoruz. İşimiz gümüz karalayıp yıpratmak. Anadolu’dan bir genç çıkıyor, canla başla bir gurup insanla çalışıyor, çabalıyor, bir şeyler üretiyor. Üstelik isteyen herkesi de çalışma gurubuna davet ederek. Varlık dostlar Işık Sesli Bilgeler’den gelen bilgiyi derliyor, işliyor, zenginleştiriyor. Üstelik de, etliye sütlüye bulaşmadan. En azından bir bak içine değil mi? Ne var orada? İncele, araştır deneyimle. Acı patlıcanı kırağı çalmaz, fikir sahibi olman için, deneyimlemen gerekir. Hesapta kötü tesirleri olurmuş. Yok özgür iradeye müdahale ediliyormuş. Sanki reiki ile edilemezmiş gibi konuşuyorsunuz. Yok enerjinin nereden geldiği belli değilmiş. Sanki reiki nin geldiği yer belli. Bana bir tarif etsenize reiki nereden geliyor. Şimdi diyeceksiniz ki reiki Tanrının sevgisidir. Bu neyidir? Maalesef yukarısın kavramları aşağısının gibi değil. Bir Çin atasözü vardır “Sussaydın seni bilge sanırlardı”.
Vakti zamanında buldukları her enerjinin altına yatan bu insanlar, kişisel çıkarlarım zedelenir ihtimaline karşı bu şekilde davranıyor olabilirler mi? Madem istemiyorsunuz enerjiyi deneyimlemek bari zarar vermeyin. Nereden anladın şeytan ayeti olduğunu? Sana kim söyledi bunu? Egon mu?
Biz insanlar içimizdeki kompleksi hemen kusuveriyoruz. Birbirimize kötü davranıyoruz. Hani nerede Reiki derslerinizde anlattığınız birlik bilinci. Nerede sevgi kelebekliği?. Nerede yargısızlık? Özü sözü birlik? Kapalı guruplar içindeki bu dedikodu niye? Bilgi verdiğinizi mi sanıyorsunuz?
Bizler neden başaramıyoruz hiç düşündünüz mü? Eksik olan şey ne? Neden içimizdeki sevgiyi büyütemiyoruz? Yoksa temelde yatan ticari kaygılar mı var? Ya da ticari bir ego? Dükkanı kapatırım, aç kalırım korkusu?
Biz Anadolu insanları maalesef kendimizi ezik hissediyoruz. Bunu bu kadar dışa vurmasak olmaz mı? Biz ancak birbirimizi seversek, birbirimizi alkışlarsak bir yere varabiliriz. Birbirimizi desteklersek başarabiliriz.
Aydınlığın kendi içindeki bu savaş, karanlığa pek fırsat vermiyor gibi.
Siz Ne Dersiniz?
Yoksa sizde BİR OLAMAYAN BİRLERDEN MİSİNİZ?
Erman Keskin
19 Kasım 2008 İzmir
BU TAMAMEN UYDURMA BİR HİKAYEDİR. LÜTFEN KİMSE ÜSTÜNE ALINMASIN…..!!!!!



Alıntı ile Cevapla


